Sinir Harbi

Merhabalar,

Kendimi artık yalnız, hatalı ve yabancı görmüyorum.

Sonunda; Şu karamsar, karanlık perde kalktı gözümün önünden. Tam 4 yıl olmuş onu tanıyalı. Hiç anlam veremiyordum ki bu ayrılıklara, his kayıplarına, incitmelere ve incinmelere…Oysa ki nasıl da sevmiştik birbirimizi, onun tabiriyle; Filmlere konu olabilecek bir türdendi bizim ilişkimiz.

Bu tarz bir insana maruz kalan herkes gibi bende başlarda mükemmel bir ilişki yaşıyorum zannettim. Her şey fazlasıyla (!) güzeldi. Aynı şeylerden hoşlanıyor, gülüyor, yemek yiyor, pozitif bilimler ile ilgili sabahlara kadar konuşuyor, övülüyor, övüyor ve övünüyordum.

Ben, hayatıma kişileri kolay sokamayan, endişe bozukluğu tedavisi görüp iyileşmiş, eğitimli, küçük hobileri olan, kendimce etrafa da yardım etmek isteyen bir insanım. Genel hatlarıyla böyle diyelim. Karşımdaki kişi de son derece aktif, zeki, idealist, projeleri olan, enerjik, her konuda bilgisi olan (ne çok saydım) bir kişi. Mesleği gereği de fazla disiplinli ve kuralcı ayrıca eleştirel yaklaşımları olduğunu düşünüyordum, masumane...

Bunu kabul edip, kontrol ederim diye düşünüyordum, çünkü herkesin ufak tefek kusurları olabilirdi. Beni motora binmeyi bile alıştırmıştı, ben riskli işlerden hep kaçardım. Renk renk duygular yeşertmişti ilk aylarda. Bana benzeyen biri sonunda karşıma çıkmıştı, hiç sıkılmamış ve hayran gözlerle onu hayatımın tam da ortasına yerleştirmiştim. O da bana aynısını hissettiriyordu.

İlk sinyal aslında öncelerden gelmişti, gereksiz yere bir otoparkçı ile benim gözümün önünde bir tartışmaya girmişti, uzatılacak bir durum değildi kanımca, fakat o uzattıkça uzattı, ben rahatsız olduğumu söylesem bile devam etti, korktum. Ama huyu bu sanırım dedim. 5 ay kadar sonra bir gün ansızın şu cümleyi kurdu "Ya ileride ben babam gibi olursam ve sen annem gibi olamazsan..." 

Babası, otoriter, aileyle çok ilgisiz, sert, annesini üzmüş, yok saymış, dediğim dedik, kavgacı, agresif bir kişilik. Annesi ise siz de tahmin edilebilir ki, mülayim , teslim olmuş , hayatını çocuklarına adamış bir hanım. İşte bu cümle bu keşfimin anahtarıymış aslında. Bu cümlenin ardında tabi ki tartışıldı, barışıldı, içeriğe vakıf olunamadan üstü kapandı. Sanırım liseyi ve akademiyi aile yanında geçiremediği için, annesine duyduğu özlem yüzünden böyle dediğini düşünmüştüm. Gözler kapalı hala tabi…

Bu kırılmadan sonra artık bu malum periyotlar başladı. Ayrıl, barış, tekrar ayrıl, yapama onsuz, o başlasın, sen başla derken ikimiz de de hal kalmadı. Gitmeme izin de vermiyordu, kalmamı da istemiyordu bu ilişkide. Yine bu kısır döngü ilişki dönemimizde artık eleştiriler ve suçlamalar yağmur gibi yağıyordu. Patates öyle kızartılmazmış, toz öyle alınmazmış, kahve öyle pişirilmezmiş, ruj, etek, saç, makyaj… Muhabbet ederken arada ağzımdan çıkan tam Türkçe olmayan bir kelimeye bile takılırdı. Mesleğim bile sanki onun mesleği idi. Bilemeyeceği teknik bir konu bile onun tekelindeydi sanki. Fakat ben onun mesaisi için tek bir kelime edemezdim. Zira o, o işin de ustasıydı, tamam başarılıydı ama hep etrafı onunla uğraşır ve haksızlıklara uğrardı. Tabi bana sadece onun duyması gereken lafları etmek kalırdı.


Onun egosunu beslemeliydim, bunu dürtüsel olarak icra ediyordum.
Onun nazarında ben tembeldim, fotosentez bile yapamıyordum, hep hayat bana güzeldi. Sonuna kadar eleştirir, kendini de eleştirebilir ama kimse onu eleştiremez, asla ve asla, bazen sadece dinler gibi yapar, hayatı suçlardı…Sonucunda yine hayatı boş veren, işi layıkıyla yapmayan ben kalırdım arta kalan. Bana resmen savaş açılmış ve elimde sadece tek bir mermi kalmış gibi hissettiriyordu bu ilişkiyi sürdürme süreci. Onu kaybetme korkusu her şeyin ötesine geçmişti, ben bir bağımlıydım artık. Tabi benim günlerim berbat geçiyordu, görünmez bir prangam var, onun istediği gibi biri değilim, ama seviyoruz, bunun için daha fazla efor sarf edip istediği gibi olursam o da mutlu olur, ben de. Hem o haklıydı, hayat ona zorluklar göstermişti, ben hep şanslıydım ve ayrıca tembel, sorumsuz, kötü alışkanlıkları olan, dirayetsiz, sevdiği için kendi hayatından ödün vermeyen, onun küçük ricalarını kulak ardı eden… Ben bile kabullenmiştim bunu, nasıl da manipüle edilip horlanmışım aslında…Apartmanın önündeki kedinin bile meziyetleri vardı bana nazaran. Öyle berbat bir psikolojik drama yaşıyordu içim.

Tayini çıktı ve ben yine üzüldüm tabi. Alışık olmadığı bir yer ve kimsenin kolay adapte olamayacağı türden. Bilemiyorum, ailesi benim kadar yıpranmış mıdır? Hiç zannetmem… Bir keresinde enteresan bir şey oldu. O, kendinden şikayet etti. Kendini gerçekten büyük hissedermiş ve bunu ailesi sağlamış ve hayat bunun böyle olmadığını kendine göstermiş. İnanmıştım samimiyetine, ama nafile…

1 yıldır görevi gereği uzakta benden. Fırsat bulduğunda da bana gelirdi. Neden? Beni seviyordu tabi, görmek istemesi gayet normal. Özlemiştik, ben çok özlemiştim, o da özlemişti. Sürprizleri sevmediğimi bildiği halde her gelişi sürprizdi. Öğrenciyken, eve gelişleri de sürprizmiş ve annesi çok sevinirmiş bundan. Tabi yine ben empatik; daha önce yaşattığı ve yaşadığı mutluluğu benim kanalımla yaşadığını varsayardım hep. Yapsındı… Ben yine mutlu olacaktım, bu ansızın ve beni bile zora sokacak türden oluşan durumlardan. Hep projeleri var, hep mağduriyetleri var, bir çeşit kısır döngü, ama bir arpa boyu yol ilerlenmeyen ve hep sömürücü, hüzünlü ve kaygı verici. 

Bu süreçte psikolog ve psikiyatr araştırmalarım başladı derken çöktüm. Her gün ruhani bir çöküş yaşanıyordu ve tuhaf kara bulutlar, beynimin her yerine dağılıyordu. Tabi ben onun yanına gidemiyorum. Bu durum da onun avantajına, her haberi izliyorum, ona kötü bir şey olmasın, sağlam bir şekilde görevini bitirsin diye. Bu durum da benim ona ulaşmamı sağlıyordu. Sonuçta dialog devam ediyordu.

Yine canımın sıkıldığı, ruhumun daraldığı bir akşam araştırmaya başladım ve aradıklarımı, tane tane
buldum. 

Dank! İdrak! Hayır, asıl neden avını kontrol etmek istemesiydi, tüm bu gel git durumlarımız anlaşıldı. Ben yüzleştim. O’na narsistik kişilik bozukluğundan bahsettim. Tabi ki kabul etmedi ilk etapta , sonra kabullenip bana daha fazlasını yaşatmak adına irtibatta kaldı . Ama bu ilişkinin yürümemesindeki ana eleman ona göre bendim, ben ve ileride "evi çekip çeviremeyecek olmam." Kalış sebebi ise, onu hala sevdiğimi düşünmesiydi, hala malzemem vardı çünkü…. 

Sonuç mu? Gönülden de gözden de düştü… Bir şeyler yapılmalıydı… Kurtulmak gibi mesela. Hayat o kadar kısa ki, inanın bunca efora, bunca git gele ve bir başkasının psikolojik durumu yüzünden kendine zarar vermeye hiç ama hiç DEĞMEZMİŞ.

SONRAKİ HİKAYE

Yorumlar

Popular Posts

Narsist Yakınlarının Hikayeleri

Narsist Geri Döner Mi?

Aşırı Bağlanma Problemi: Hastalıklı Bir İlişkiyi Sürdürmenin Psikolojisi