Narsist Kadınla 8 Senelik Evlilik


Onunla ilk tanıştığım günler hayatımın en mutlu günleriydi. O dönemde askerden yeni gelmiştim, iyi bir maaşım vardı, iş yerinin lojmanında kalıyordum, arabam vardı, aynı zamanda da profesyonel bisikletçiydim. Kuzenim tarafından tanıştırıldık. Öyle bir cazibesi vardı ki bağımlılık yaratacak cinsten. Kısa zamanda aşık oldum. Kısıtlı zamandaki görüşmelerimizde her şey çok kolay olduğu için her şey mükemmel görünüyordu, büyülenmiş gibiydim.

Tanışmamızdan 3 ay sonra onu sevip sevmediğimi sordu. “Seviyorum” dedim. “O zaman ailenle konuş, gelin beni isteyin” dedi. “Daha birbirimizi çok kısa süredir tanıyoruz, biraz zaman ver” dediğimde “Ben seninle çok iyiyim sende benimle, kısa süredir tanışmamız ne fark eder ki, uzatmaya gerek yok, birbirimizi seviyoruz” diyerek beni ikna etti. Bunun üzerine dayanamadım aileme konuyu açtım ve evlenmek istediğimi söyledim. Ondan çok etkileniyordum. Bu arada ben 23, eşim ise 19 yaşındaydı. Ailem çok sıcak bakmasa da nişanımızı yaptık. Nişanın ardından eşimin ailesi “Biz yıllardır kiradayız, kızım aynı sıkıntıyı çekmesin, krediyle de olsa bir ev alın” dediler. Bunun üzerinde nişanlım ve ailesinin tek kuruş desteği olmadan bir kısmı kardeşimin verdiği nakit ile bir kısmını da çektiğim kredi ile evimizi aldık. Nişanlım evin mutlaka kendi üzerine olması için anlamsızca ısrar ediyordu. “Ne fark eder ikimizin üzerinde olsun” desem de ikna olmuyordu. Sonunda ben de uzatmadım ve evi onun üzerine yapmış olduk.

Bir yandan da kredi ile evimizin eşyalarını tamamlamaya çalışıyordum. Hiçbir masraftan kaçmadan elimden gelenin en iyisini yapıyordum. Bu dönemde işyerim taşındı ve ikamet ettiğim lojmandan çıkmak durumunda kaldım. Mecburen birlikte yaşayacağımız eve geçecektim. Hem evin, hem de eşyaların kredisini ödediğimden kiraya çıkacak durumum yoktu. Nişanlıma durumumu anlattığımda o zamana kadar bana karşı hep melek gibi olan insan bir anda “O evde ben daha oturmadım sen nasıl oturursun, yatak odasını kullanma, koltuklarda oturma vb” gibi sözlerle üzerime gelmeye başlamıştı. Bir yandan onca borç içindeyken diğer yandan kendi aldığım evde oturuyor olmam onun için sorun olmuştu ancak mecburen eve taşındım. Asla anlayış gösteremeyen yüzüyle ilk kez o zaman karşılaştım.

Bu arada o dönemde kardeşim de geçici süreliğine yanımda kalmaya başladı. Nişanlımın şikayetleri bu olayla iyice artmaya başlamıştı. Bir akşam birlikte yemek yerken “kardeşim köye dönmek istiyor rahatsızlık vermemek için” dedim. Nişanlım hemen atıldı “Aa olur mu öyle şey, saçmalama asla müsaade edemem” diye. Şaşkına döndüm, lokmalar boğazıma dizildi. O evde kalıyoruz diye beynimi yiyen insan kardeşimin karşısında melek olmuştu. Öyle güzel oynuyordu ki anlatsam o an beni deli sanırlardı. Sanki kardeşimin evdeki varlığını istemeyen o değil de benmişim gibi bir durum oluştu. Kardeşim artık kal desem de benimle kalmıyordu. Mahcuptum ama bir şey de yapamıyordum. Nişanlıma karşı kırgındım bu davranışından dolayı. En azından oynamasa yeterdi.

Kardeşim artık evden gitmişti. Ancak yine de nişanlımın o evde kalmam konusundaki şikayetleri bitmek bilmedi. Olay sonunda öyle bir noktaya geldi ki nişanlım “Seni bir daha görmek istemiyorum, bitti bu iş, nişanı attım, pişman olacaksın” diyerek benimle bütün iletişimini bir anda kesti.

Ne yapacağımı şaşırdım. Ne yaparsam yapayım benimle konuşmuyor, mesajlarıma cevap vermiyor, kendimi ifade etmeme izin vermiyordu. Yalvardım yakardım, ayaklarına kapandım, çiçekler hediyeler aldım. Ne yapsam da ikna edemiyordum. Çıldırma noktasına gelmiştim. Artık yaşamak benim için anlamsızdı, intihar etmeyi düşündüm. İyice kafama koymuştum. Arabamla evinin önüne gittim, elveda mesajı yazıp bir kutu hap yuttum. Nişanlıma attığım elveda mesajına aldığım cevap: “Geber öl, umurumda değilsin” oldu… Kendimden geçmişim, gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Midem yıkandı. Neyse ki kurtulmuştum ama kendimi rezil hissediyordum. Ölmeyi bile becerememiştim.

Olayın ardından 2 gün sonra yanıma geldi.  “Ben sana şaka yapmıştım neden yaptın ki bunu?” dedi. Nişanı attığını ve ayrıldığımızı söylerken şaka(!) yapmış. Düşünüyordum bu nasıl bir şakaydı, bir anda bütün gemileri yakmıştı oysaki. Bana “geber öl” diyen sanki o değildi. Hayal görüyorum, delirdim sanıyordum. Birdenbire değişmişti.


İyileşmemin ardından bir süre aramız iyi gitti. Mutlu günlerimizde her şey o kadar güzeldi ki tüm çekilen eziyetlere değiyordu sanki. Her sabah 6’da onu alıp işyerine bırakıyordum, bu nedenle kendi mesaime her gün yarım saat geç kalmaya başlamıştım. Gözlerim kör olmuş gibiydi. Bu arada neredeyse bütün maaşımı ev ve eşyaların kredisine verdiğimden akşamları da ek mesaiye kalmak zorunda kalıyordum. Mesai bitiminde onu görmeye gidiyor. 23:00 gibi tekrar işe gidiyor gece 3’e 4’e kadar çalışıyordum. Sabah 6’da 2 saatlik uyku ile tekrar onu evinden alıp işine bırakıyordum. Bu döngü böyle devam ederken nişanlım her ay sonunda “Ne kadar para biriktirdin? Evleneceğiz farkındasın değil mi?” diye beni sorguya çekiyor, ben şoka giriyordum. Mesailer bile yetmiyor, o kadar borcu ödüyorum + masraflar vs bunları anlattığımda “Senden adam olmaz, bu kadar mı para biriktirdin?” gibi aşağılamalar yapıyordu. İzah ediyordum, kağıdı kalemi alıp hesap yapıyordum gözünün önünde, kendimi açıklamaya çalışıyordum. Beni sanki duymuyordu, ne dediğimi dinlemiyordu. Sonra bir anda “Balayına nereye gitsek acaba?” diyordu. Biraz önce beni yerle bir eden o değildi sanki. Bir anı bir anını tutmuyordu.

Balayında gidebileceğimiz yerleri konuşurken bu sefer de “Seninle ömür geçmez, ev geçindirmeyi beceremeyeceksen beni ne diye koluna takıyorsun?” gibi cümleler kurmaya başlıyordu.  Bu böyle sürdü gitti bir süre. Bir ara artık bunalma noktasına gelmiştim, yürümeyecek bu iş diye düşündüm kendi kendime ama ne zaman ondan uzak durmaya çalışsam bu kez de bana öyle tatlı yaklaşıyordu ki cazibesine dayanamıyordum. Kendimi büyü yapılmış gibi ona koşarken buluyordum.

Bu tarihlerde nişanlım bir gün “ben artık senin olmak istiyorum dayanamıyorum artık” dedi. Ben de “saçmalama ne acelen var” deyip konuyu kapatmaya çalıştım. Bana göre bir erkekle bir kadın evlenecekse bu gece özel olmalıydı, her şey dini kurallara ve etiğe uygun olmalıydı ve o benim bu düşüncelerimi biliyordu. Bu olaydan sonra “Sen beni sevmiyorsun, istemiyorsun” demeye, mesajlara cevap vermemelere, arayınca açmamalara başladı. Aramızı düzeltmek için nişanlımın hoşuna gideceğini düşünerek bir sürpriz yapmaya karar verdim ona. Bir kısmını dışardan, bir kısmını kendim hazırladığım mükellef bir sofra kurdum. Mumlar yaktım, güller serptim. Rüya gibi yemeğimizi yiyoruz derken zaten ok yaydan çıktı derler ya ancak sanki ben kadınım, o erkekti. Hiçbir çekincesi, utanması yoktu sanki. Ben ne kadar karşı çıksam da illa istiyorum diyordu, sonuç olarak o gün olan oldu. Üstelik korunmasızdık, benim çekilmeme de müsaade etmiyordu. Bana bu yaptığımız doğru gelmiyordu ancak bu kez de beni bu olayla tehdit etmeye başladı. “Herkese bana tecavüz etti” derim dedi. Yapardı da emindim artık. Bu olaydan sonra artık o ne zaman isterse birlikte oluyorduk, bununla ilgili de “Ben senin yüzünden böyleyim” diyerek beni suçluyordu.

Derken düğün günümüz geldi çattı. Ne yazık ki o düğünden sonra bu nişanlılık dönemini bile mumla arayacağımı bilmiyordum. Düğünümüzde çıkartmadığı sorun kalmadı. Önce gelin arabasını beğenmedi, bir daha süslettim. Kuaförde insanlara bağırmalar, aşağılamalar… Ben sevmem böyle şeyleri herkes insanlara saygı göstermeli memnun olmamak ayrı ama aşağılamak ayrı bir şey. Normal zamanda da ne zaman bir kafeye gitsek garsonlara laf edecek bir şey illaki bulurdu. Yapma derdim bende zamanında garsonluk yaptım zor iştir insanların çalışma hevesini kırıyorsun. Ben para veriyorum, hakkım diyordu sakince anlatmaya çalışsam da. Hele ki garson bayansa demediği kalmıyordu.

Babaevinden eşimi aldığımda babayla vedalaşırken haliyle ağlıyorlardı, ben de başladım ağlamaya. Herkes ağlıyor ben niye ağlıyorsam, kaderime ağladım herhalde… Neyse aldık eşimi benim memlekete doğru yola koyulduk. Güzel bir karşılama yaptılar bize, bizim oraların adetidir gelin arabasının önü kesilir. Sevilen biriysen hele iş uzar, ama eşim bunu da sorun etti. “Ben inicem gelin arabasından” diye tutturdu. "Ayıplanır" diyorum anlamıyor, zor bela ikna ettim ama sonrasında yemediğim azar kalmadı. Düğünümüzde yaklaşık 1000 kişi vardı ben bile şaşırdım kalabalığa. Ne çok sevenimiz vardı, herkes gelmişti, mutlu olmuştum. Ancak eşim için bu da sorun oldu, “Ne gerek var bu kalabalığa” diye söylenmeye başladı. Daha takılar yeni takılmışken alelacele "Eve gitmek istiyorum, sıkıldım" diye tutturdu.

İnsanın en mutlu olması gereken günleri eziyete dönüştürme konusunda özel bir yeteneği vardı adeta. Düğünden sonra balayı öncesinde alışveriş yapmak istedi. 2011 yılının Temmuz ayında asgari ücret 800 lirayken, 2 saat içinde 2 bin lira para harcadık (toplasan 15 parça kıyafet için). Benim giymek istemediğim kıyafetleri zorla aldırıyordu, illâ bunu giyeceksin diye baskı yapıyordu, ne yapayım “tamam” diyorum. Psikolojim altüst olmuştu ancak balayımızı düşünerek içimi ferahlatmaya çalışıyordum. Fakat tabii ki balayını da diğer özel günlerde yaptığı gibi mahvetmeyi başardı...

Daha balayımız başlamadan; “Ben seninle gelmem, ben babamın evinde kalacağım” demeye başladı durduk yerde. “Yapma etme neden bunu yapıyorsun?” diyorum. “Seni görmek istemiyorum” diyor. O esnada balkondaydık, “Buradan düşsen gebersen, umurumda değilsin” dedi. 5. Kattan bahsediyorum neye uğradığımı şaşırdım. Kolundan tuttum “Kendine gel, ne diyorsun” dedim. Sıkmadım sadece tuttum kolundan. Bu sefer de “İlk günden şiddeti hak edecek ne yaptım” diye ağlamaya başladı. Ağlayacak gibi oluyorum, bırakıp gidemiyorum. Kayınvalideme seslensem gerçekten zarar verdim sanacaklar diye korkuyorum. Bu kez de başladı bir anda gülmeye. “Korktun mu?” dedi, sarıldı. Kanım dondu tüylerim ürperdi resmen işkence görüyordum ama anlam veremiyordum.

Balayımızdan bir önceki akşam duşumu aldım geldim yanına yattım. Yatağın ucunda bir ip mi desem urgan mı desem nerden bulduysa bir şey vardı. “Bu ne?” dedim “Bir şey değil” dedi, kaldırdı. Yattık, sarılıyorum, öpüyorum, kokluyorum, seviyorum sonuçta biricik eşim saçlarını okşuyorum, özlüyorum da birlikte olmak istiyorum kabul etmiyor. Zorlamadım yorgun olabilir diye düşündüm. Uyumuşum. Ne kadar zaman geçti bilmem beni bir uyandırdı, ellerim bağlı, ayaklarım bağlı. “Napıyosun? Neden bağladın beni?”  dedim. Öpüyor sadece cevap vermiyor. “Ya napıyorsun Allah aşkına?” diyorum. "Çok konuşma ağzını da bağlarım" diyor. Balkondaki halleri geliyor aklıma, herhalde kesecek beni diye düşünmeye başladım. "Korkma" diyor, “Çöz artık” diyorum. “Sen bana böyle lazımsın” diyor. Sonra da yattı uyudu, ben kalakaldım öylece elim kolum bağlı halde. Sabah uyandığımda ortada ip falan yoktu, beni çözmüştü. Televizyon izliyordu. “Günaydın” diyorum cevap yok. Sanki ben yokum gibi davranıyor. “Akşam neden beni bağladın, ne gerek vardı?” diye sordum. “Sen manyak mısın? Ben seni neden bağlayayım? Rüya mı gördün? dedi. İp izleri olmasa gerçekten inanacağım, rüya zannedeceğim gerçekten. Beni bağladığını asla kabul etmiyor. O kadar kendinden emin konuşuyor ki artık aklımdan şüphe duymaya başladım. Olabilir diyorum, acaba bende mi sorun var?

O sabah karnım çok acıkmıştı, eşimle birlikte kahvaltı etmek istiyordum. Bir hazırlık yapmamıştı, dolayısıyla ben kahvaltıyı hazırlamak üzere mutfağa girdim. Fakat bu da sorun oldu. “Niye mutfağa girdin? Ben beceriksiz miyim?” diye söylenmeye başladı. “Kahvaltıyı ben hazırlayacağım, bekle” dedi. 2.5 saat boyunca hiçbir şey yapmadan televizyon seyretti, ben de aç karnımla televizyon izlemesinin bitmesini beklemek zorunda kaldım. Benim aç olmam zerre umurunda değildi. Nihayet kahvaltımızı ettikten sonra dışarı çıktık. Bir anda o ters insan gitti yerine yine melek gibi bir insan geldi, benimle ilgileniyor, seviyordu ve böyle zamanlarda ben ona yeniden aşık oluyordum.

O gece Kütahya’da deprem olmuştu hiç unutmam. Uyandım, sarıldım eşime, kendimce onu koruyordum. “Rahatsız oluyorum, sarılma. Ancak ben izin verirsem sarılabilirsin” dedi. O ana kadar gayet sıcakken bir anda yine buz gibi olmuştu, ağlayacak gibi oldum.

Ertesi gün balayımız başlayacaktı, tatile gidecektik. Sabah oyalanmasından ve keyfi hareketlerinden dolayı bir türlü yola çıkamadık. “Güzelim geç kaldık” diyorum. “Ne acelen var?” diyor. Saatlerce banyodan çıkmıyor, müzik dinliyor vb. Neyse sonunda zar zor çıktık yola. Bu sefer de yolun ortasında geri dönelim bisikletleri de alalım diye tutturdu. 100 km lik yoldan geri dönmek zorunda kaldık. Gündüz varmamız gereken otele gece yarısı ancak varabildik. Balayımız için otelden özellikle odamızı süslemelerini rica etmiştim. Vardığımızda balayı odamız çok güzeldi, her yere güller serpilmişti, ancak onu da beğenmedi. Gül yerine papatya olmalıymış. Memnun olmasın da ne olursa olsun… 

Sabah oldu kahvaltıya gittik. Yanındayım ama sanki ben orada yoktum. Odağında değildim. Gözleri milletin masasındaydı. “Bana bak güzelim, boşver diğer insanları” diyorum. O onu giymiş, bu bunun yanına yakışmamış gibi milleti eleştiriyor sabah sabah. Yeni evliyiz, güzel güzel balayımızı yapacağız konuşulan sohbete şaşıyorum.

Neyse kahvaltı bitti havuzu beğenmedi, denize geçtik. Krem sürdüm “Sen de bana sürer misin canım?” diyorum. “Güneşlenicem” diyor. 2 saniyede sürebileceği kremi bana sürmedi. “Acaba beni beğenmiyor mu?” diye sormaya başladım kendime. Kendimi de yavaş yavaş beğenmemeye başlıyordum.

Ben yüzmeyi çok severim, yüzmek istiyorum. Kendi yatıyor, beni de yatırıyor. “Ben girmiyorum, sen de girme” diyor. “Canım biraz bari girelim, tadını çıkaralım” diyorum. Nuh diyor peygamber demiyor. 

Derken kızın biri bana seslendi “Pardon deniz yatağınızı kullanabilir miyim?” diye sordu, ben de verdim. Döndüm baktım ki eşim oturmuş beni kesiyor, kaşlarında yangınlar yanıyor. Yanına gittim “Biz buraya sen fahişelerle oynaş diye mi geldik?” diye bağırmaya başladı. "Sessiz ol insanlar bize bakıyor" diyorum. “Kim bakarsa baksın, insanların bakması beni alakadar etmiyor” diyor. Akşam yemeğine kadar duymadığım hakaret kalmadı. Acaba bende mi sorun var neden bu kadar tepki veriyor? dedim kendi kendime. Fakat durdum düşündüm. “Ne yapacaktım?” Deniz yatağım için çocuk gibi tanımadığım biri de olsa “aman veremem çok kıymetli” mi deseydim? Erkek ya da bayan fark etmez paylaşırım, alt tarafı bir eğlence malzemesi. 


Neyse hazırlandık çıktık akşam yemeğe indik. Yemekler mükemmel, her şey harika. Sohbet ediyoruz, ağzıma eden insan gitti melek gibi biri geldi tekrar. Mutluyum "Allahım sana şükürler olsun" diyorum içimden. Bir anda eşim bana tekrar ters ters bakmaya başladı. Tam arkamıza meğerse deniz yatağını isteyen kız oturmuş tesadüfen. “Fahişen geldi” dedi. Tam da o sırada arkadaki bayan beni fark edip teşekkür edip “Deniz yatağınız bende kaldı” demesin mi? Eşimin bakışları iyice alevlendi, kız da şaşırıp kaçtı. Eşim de kalktı gitti, kalakaldım. Etraftaki insanlar bana bakıyor, yerin dibindeyim. Nasıl bir duygu hali siz hesaplayın, az önce mutluluktan ölürken simdi azaptayım.

Odaya gittim yok, arıyorum açmıyor cevap yok, otelde arıyorum yok, resepsiyona gittim sordum “Eşiniz çıktı merkeze nasıl giderim diye sordu” dediler. Allahım arabanın anahtarı, cüzdanım her şey onda. Merkez 20 dk mesafede gittim yürüdüm oraya kadar. O arada annesi aradı "kızımı merak ettim nerede?" diye. Ne diyeceğimi şaşırdım, geçiştirip kapattım telefonu. Oralarda avare gibi dönerken nihayet aradı, "Ben cafedeyim gel beni al" dedi. Gittim. “Güzelim, sen ne yapmaya çalışıyorsun?” dedim.  “Bunu yapmaya çalışıyorum” diyerek tuttu tişörtümü cart diye ortadan ikiye ayırdı. Rezilliği anlatmama gerek yok, çıktı gitti. Ben arkasında, garson da benim arkamda hesabı istiyor. “Canım, cüzdanı ver, hesabı ödeyelim adam arkamızda.” diyorum.  “Git” diyor sana bulaşık yıkatsınlar. Sonunda attı yere cüzdanımı, eğildim aldım hesabını ödedim.

Gece oldu, "ben yanıyorum" diye beni uyandırdı hastaneye gittik. Öğlen güneş altında yatmaktan bacakları yanmış. Tabii ki onun da suçlusu yine bendim uyardığım halde. Milletle oynaşacağıma karımla ilgilensem böyle olmazmış. Sustum tabi ne yapayım. Ertesi gün ve devam eden 2-3 gün yine melek gibiydi. Hatta o deniz yatağını verdiğim kızla da kanka oldu. Kızı kıskanması yüzünden bana yapmadığını bırakmayan insan sonraki günlerde aynı kızı masamıza çağırıyor, sürekli birlikte takılıyoruz. Ben tabi korkudan kıza doğru bakamıyorum bile, olay molay çıkar neme lazım.

Ertesi gün bisiklete binmek istedi. Onu korumak adına arkasından gidiyordum. Birden lap diye durdu, ben de aniden durmak zorunda kaldım ve durmamla birlikte düştüm. Ayakkabımı pedaldan çıkaramadım. Gülmeye başladı. “Neden durdun birden?” diyorum, “öylesine” diyor. Benim canım acıyor o esnada alay ediyor. “Bir de profesyonel bisikletçi olacaksın, durmayı bile bilmiyorsun, yarışlara gidince nasıl duruyorsun?” diyor. 


Neyse devam ettik yola, bu sefer de bisikletle aniden otoyola çıktı. Araçlar kornaya basıp biranda fren yapmak zorunda kaldırlar. Trafik birbirine girdi.  “Neden böyle bir şey yaptın? Ya başına bir şey gelseydi?” diye soruyorum “Bisikletine bir şey olur diye endişelendin değil mi? Senin derdin bisiklet” demesin mi delirdim. “Bu bisiklet mi?” dedim aldım şarampole fırlattım, yuvarlandı tarlaya çok sevdiğim bisikletim. Normalde yapacağım hareketler değildi fakat beni çileden çıkarıyordu.

Balayımız sonrasında eve geldik kahvaltı yapıyoruz, çayım bitiyor. Bir erkek nezaketen bekler eşinden çayını doldurmasını ama tabii ki doldurmadı. “Canım, doldurur musun?” dedim çekinerek. Kendi bardağını uzattı, “Sen kalk bana da doldur” dedi. Gülsem mi ağlasam mı, ben utana sıkıla ondan rica ediyorum o “bana da doldur” diyor. Kalkıp doldurdum tabi ki ve o günden sonra da ne zaman çayım bitse, tabağımdaki yemek bitse hep kalkıp kendim aldım evliliğim boyunca. Bu böyle sürdü hatta ona da ben doldurdum çoğu zaman.

Cinsel yönden de uzun zaman sorun yaşadık. O isterse sorun yoktu zaten ne şekilde isterse elde edebiliyor sizi çünkü zaaflarınızı çok iyi analiz etme yeteneğine sahip oluyor. Ben her türlü fedakarlığı yapıyordum onu mutlu etmek için. Meselâ çoğu kadın orgazm olamamaktan eşinin kendini tatmin edip arkasını dönüp yatmasından şikayet eder ama bu durum benim için tam tersiydi. Cinsel yönden nasıl mutlu ederimin peşine düştüm, konuşmaya çalışıyordum ama konuşmuyordu. “Biz eşiz, her şeyi konuşalım” dedikçe eşim arkasını dönüyordu, artık o orgazm olduğunu söylemeden ben olmuyordum. Ancak kendisi tatmin olduğu anda beni bir kenara bırakıyordu. O ne şekilde isterse o şekilde hareket etmeye çalışıyordum fakat yine de ne yaparsam yapayım tam olarak tatmin olmuyordu. Bir defasında hatta bana “sen yetersizsin” gibi konuşmalar yaptı. Ben her fedakarlığa hazırken kendisi bazen haz almamam için beni öpmüyordu bile. Özellikle de öpmesini çok isterken mesela. Fakat başka bir zaman da kendisi öpmeyi bırakmıyordu. Ben hep ona uymak zorundaydım. Öpme dese öpmüyordum, dokunma dese dokunmuyordum. Bu anlarda yaşadığım zorluğu anlatamam. Düşünsenize sevdiğiniz eşinize dokunmanız yasak, öpmeniz yasak. Birliktelik öncesi duş almam bile sorun olabiliyordu. Bunun neresi yanlış? Temiz olmak istiyorum ama siz ne yaparsanız ne yapmak isterseniz o yasak oluyor, memnun olmuyor. 

Bu arada cinsellik konusunda sapkınlık eğilimleri de vardı. Her ne isterse denemek istiyordu. Bazen beni yatağa bağlıyordu. İnternetten kelepçe, tasma, zincir vb almıştı. Grinin elli tonu filminde geçenlerin tamamını yaşadım neredeyse. Ters ilişki bile istedi, normalde bir kadın bunu istemez. Ne kadar haram desem de onu da denedik Allahtan sonra vazgeçti. Biseksüel ilişki bile düşündü. Bir keresinde de kendisi erkek olmak benim kadın olmamı istedi. "İnternetten yapay erkek organı sipariş edeceğim" dedi fakat ben kabul etmedim. Sapkınlık diz boyu… Kendinizi çok değersiz hissediyorsunuz bunlar yaşanırken. Videolar açıp buradaki gibi istiyorum diyordu, ancak sadece kendi tatminine yönelik şeylerdi istedikleri. Mecburen kabul ediyordum ne isterse. Bir zaman sonra alışıyorsunuz ama kullanıldığınızı kabul edemiyorsunuz. Elbette eşler arasında utanma olmamalı, birbirlerinin ne istediğine kulak vermeli fakat bu karşılıklı olmalı. Her iki kişi de haz almalı. Bizim evliliğimizde tek haz alması gereken taraf kendisiydi. Ben sanki onun için bir nesneydim. Hatta bir şarj cihazı kadar bile değerli hissetmiyordum kendimi.  Hem canı istediği gibi beni kullanıyor, hem de benim mutlu olmamı istemiyordu. Böyle üstünlük sağlıyordu kendince.

Bu şekilde devam ediyordu evliliğimiz. Derken bir akşam sahilde yürüyüş yaparken bayıldı, hastaneye götürdüm tahliller yaptılar, eşim hamileydi. Benim içimi bir sevinç aldı, bebek olacak baba oluyorum diye. Eşimin ise yüzü düşüktü. Sebebini soruyorum, “Ne alaka mutluyum” diyor. Eve geçtik, “bebeği aldıralım” dedi. “Olur mu hiç, sen ne saçmalıyorsun?” dedim. Neyse ertesi gün eşimin bekarken de gittiği kadın doktoruna gittik. Doktor böyle bir şeyin mucize olduğunu, eşimin bir sorunu olduğundan çocuk sahibi olmasının neredeyse imkansız olduğunu söyledi. Bunu da önceden beri biliyormuş ama bana bundan hiç bahsetmemişti. Bana bahsetmemesine bozuldum fakat bu konuyu açmadım bile. Eşim bu sırada doktordan bebeği aldırmakla ilgili bilgiler almaya başladı. Ben de izliyorum neyse çıktık. “Aldırmayalım, bak çocuğunun olması mucize” dedim. Ne dil döktüm tahmin edin, vazgeçiremedim. 


Akşam annesine gittik, eşim konuyu açtı. Haliyle kadın sevindi torun sahibi olacak diye.  Fakat eşim annesine benim bebeği istemediğimi, maddi olarak buna hazır olmadığımızı düşündüğümü söyledi ve "doktora bebeği aldırmak ne kadara mal olur diye sordu” dedi. Şoktayım, yalan söyleme diyorum haliyle ama nafile. İzah etmeye çalışıyorum “Anne, neden bunu isteyeyim, zaten bir daha bebek şansımız yokmuş” diyorum anlatamıyorum, neyse olay kayınvalidemin “Ben bakarım ne gerekiyorsa yaparım” demesiyle ve benim bebeği istemediğimi düşünmesiyle kapandı. Eşim “Bebeğimiz olacak çok mutluyum” diye sarıldı bana. Ben kötü damat oldum. Olayın neresindeyim bilemiyorum.

Bu süreçte eşim en pahalı hastaneye gitmek istiyordu. Bu isteğine yetişmek için akşamları yine mesai yapmak zorundaydım. Bu sefer de bana vakit ayırmıyorsun diye şikayet ediyordu. Çalışmasam olmuyor, çalışsam olmuyordu. Hesap yaparak durumu anlatıyordum, o klip açıp beni dinlemiyordu. Bu dönemde akşam eve mesaiden geliyordum, “sen kimin yanından geliyorsun” kıskançlıkları, üstümü parçalamalar, resmen tişörtlerimi ikiye ayırıyor, saldırıyor, bağırıyordu. Sessiz ol millet rahatsız olacak diyordum dinlemiyordu. Sakinleştirmeye çalıştıkça daha beter oluyor, bana tokat atıyordu. Artık dayanamadım yatağın üzerine ittim. “Beni dövdün” demeye başladı. İttim dediğim yavaşça bir hareketti canını acıtacak bir şey değildi. Şiddet uygulayacak olsam zaten bu olmazdı. “Ben dışarı çıkıyorum sakinleşelim yoksa birbirimize zarar vereceğiz” dedim. Kapının önündeki ayakkabılarımı aldı, yalınayak sokağa çıktım, sahile gittim oturdum kayalıklara ağlıyorum kendi kendime. Bir süre sonra sakinleştim. Derken eşim mesaj attı “Seni çok seviyorum, çok özledim ne olur gel” diye.

Huzursuzluk- kavga- barışma döngüsü bu şekilde doğuma 3 hafta kalana kadar devam etti. Ne yapsam olmuyordu, sanki bir kabustaydım. O sırada annem geldi köyden doğum için. 40'ı çıkana kadar eşimin yanında olacaktı. Ancak eşim istemiyordu tabi her ne kadar annem eşime tek kelime etmese, elini sıcak sudan soğuk suya sokmasa da. Eşim baş başa kalınca “Bıktım bu kadından” diyor ama yüzüne gelince “Allah senden razı olsun anne, babamı köyde yalnız bıraktın geldin” diyordu. Annem de mutlu oluyor ama baş başa iken beynimi yiyordu. Bu durum 1,5 yıl sürdü annem hem oğlumuza baktı, hem de temizlik yemek ne gerekirse yapıyordu.

Bu süreçte de birçok tartışma yaşandı. Bir gün ATM’den para çekmem sorun oldu. Neden para çektiğimi soruyor, bağırıyor çağırıyor annem içeride ayıp diyorum duymuyor bile. “Parayı kim bilir kimlerle yiyorsun” gibi laflar ediyor. Ona aldığım çamaşırın üzerindeki kadın resmini dahi kıskanıyor. Dayanamadım artık odadan çıktım. Annem "Yapmayın kızım kavga etmeyin" diyor anneme de “Sen karışma çocuğunun ne haltlar yediğini bilmiyorsun” diyor. Kapıya gidiyorum kilitli, anahtarı vermiyor. Sonunda masaya oturdum annem yemeği getiriyordu artık kendimden geçtim, başımda bir dakika susmuyor, önümde duran boş tabağa yumruk attım kırılmadı. Bir daha vuracakken tam vurduğum esnada elini koydu eşimin eline vurmuş oldum. Tabak kırıldı, elinin üzeri kanıyordu tampon yapıp hastaneye yetiştirdim. Hastanede eşimin işaret parmak tendonunun koptuğunu öğrendik. Bu yüzden kendimi hiçbir zaman affetmedim, keşke benim kolum kopsaydı da ona zarar gelmeseydi. İsteyerek yapmamıştım ama direkt olmasa bile dolaylı yoldan ona zarar vermiştim. Bunun pişmanlığını vicdan azabını asla unutmuyorum. Eşimde ise ufacık bir umur yok sanki onun kolu alçıda değil gibi. Bu sırada doğuma bir hafta kaldı normal doğumun kolu yüzünden sezeryan olmasına karar verildi. İçimde yaşadığım suçluluk duygusunu anlatmama gerek yok anlatamam zaten.

Derken 20 nisan 2012 de oğlum dünyaya geldi, o kadar tatlıydı ki. Getirdiler bana bakıyordu gözlerim doldu, baba olmuştum ne kadar güzel bir şey. 2 gün hastanede kaldık, sonrasında taburcu olduk. Eşim annemi evde istemedi, ben de bir şey diyemedim annem köye döndü. Bunun için ayrıca utandım ama ne yapsam boş. Eşimin ailesinin yanına geçtik yaklaşık 2 ay kadar orada kaldık bu sürede küçücük bir tartışma dahi yaşamadık. Ancak eşim elindeki alçı yüzünden sürekli beni suçlamaya devam ediyordu. Alçıyı çıkarmaya giderken “Senin yüzünden bunları yaşadık, seni asla affetmeyeceğim, eve geçelim bedelini sana ödeteceğim” gibi cümleler kuruyordu. Zaten pişmandım, iyice vicdan azabı çekiyordum. Keşke benim kolum kopsaydı da bunları yaşamasaydım.

Bir zaman sonra evimize geçtik. Eve geliyorum yemek yok, "biz aç değiliz şunu yedik, bunu yedik" diyor. Ben açım ama gıkım çıkmıyor, "ben de aç değilim" diyorum, anlayışla karşılıyorum bebek var sonuçta yetişemiyor diyorum. Çoğu zaman akşam yemeklerini haftanın en az 3 akşamı dışarıda yiyoruz. Sonunda yemek yapmayı öğrenmeye karar verdim. Makarna, pilav, tavuk sote, bakliyat ya da çorba gibi en az iki çeşit yemek yapıyordum.

Oğlumla oynamak istiyorum, yemeğini yeni yedi diyor. Elletmiyor. Ağlıyor oğlum yine de vermiyor. Bu bir gün böyleyse ertesi gün farklı oluyor. Ertesi gün müsaade ediyor. Ruh halim darmadağın oluyor. Bunları kimseye de anlatamıyorum. Bana soğuk davranıyor, gece oğlum ağlıyor, ben kalkıyorum getiriyorum. Emziriyor uyuyor. Ben gazını alıyorum, bezini değiştirip yatırıyorum, sabah kalkıp işe gidiyorum. Çocuk uyuduktan sonra biraz baş başa kalalım diye yaklaşmaya çalışıyorum, meyve tabağı falan yapıyorum, tabağa diziyorum servis ediyorum. Yanına oturuyorum, telefonla oynuyor; sarılıyorum ellerimle meyve yedirmeye çalışıyorum, çeşit çeşit yalakalık mı dersiniz artık siz karar verin yok bir soğukluk var. “Bir sorun mu var? Konuşalım varsa aşalım” diyorum. “Yorgunum zaten bir de seni çekemem” diyor, alıp başını gidip yatıyor, bitiyorum resmen ağlıyorum artık. Banyoya giriyor saatlerce kendini lifletiyor, ama ben isteyince o bana yapmıyor. Duştan sonra hep temiz bırakırdım, buna rağmen “ben senin saçının döküldüğü yerde duş almak zorunda mıyım” diye kızıyor. Aksine kendisi pis bırakıyordu, ben onun saçlarını temizliyordum. Ne yapsanız olmuyor. 

Bu arada normalde hiç sigortası atmayan kombinin ben ne zaman duşa girsem sigortası atar, soğuk suda yıkanırdım. Nedense o veya oğlum duş alacağı zaman bu olay hiç yaşanmadı. Elektrikçi getirdim. Her şey normal demişti. Demek ki kendisi kapatıyordu ben duştayken. Bir keresinde de beni balkona kilitleyip sabaha kadar orada unuttu. Telefonla konuşmak için balkona çıkmıştım 10 dakikalığına, o sırada içeriden kapıyı kilitlemiş. Tıkladım, aradım, mesaj attım defalarca duymadı. Uykuya direnmeye çalıştım yapamadım, sızmışım balkonda. Sabah geldi “senin burada ne işin var” diye şaşırdı. Bütün gece yanında yoktum ama hiç merak edip bakmamıştı demek ki. Bir keresinde de televizyon izlerken ensemden buz attı. Başta şaka sandım fakat ben rahatsız oldukça sürekli bunu tekrar etmeye başladı. Bir iki kez rica ettim yapma diye, “Sana da şaka yapılmıyor” diye kızdı. Bir gün ne hissettiğimi anlasın diye ben de onun ensesinden buz attım. Bu sefer de ertesi gün ben uyurken içime kar kütlesi attı. Siz ne yapsanız fazlasını yapıyorlar.

Bu tuhaflıklarının yanı sıra tartışmalar, yanına yakıştırmamalar, aşağılamalar, oğlumu sevdirmemeler sürdü gitti. Maalesef bu durumlar artık benim için sıradan bir hâl almıştı fakat çocuğa farklı yansıyordu. Emin olun evde tüm yaşananları hissediyor çocuklar. İşten gelip soruyorsunuz “Nasılsın, günün nasıl geçti” diye, asık bir yüz, soğuk cevaplar oysa dışarı çıktığımızda durum aynı değil. Arkadaşlarının gözünün önünde öpüşmeler falan sıcak ve olması gerektiği gibi..

Bu arada bir araba almaya karar verdim, eşim oğlumla metrobüsle çile çekmesin diye. Uzun bir araştırmadan sonra bütçemize uygun bir arabayı eşimin de onayını aldıktan sonra aldım. Tabi mutluydum ama eşim tabii ki bu arabayı da beğenmedi. Aslında almadan önce defalarca sormuştum, eğer istediğin bir şey varsa onu alalım demiştim ama demek ki kulak tıkamış. “Ala ala bunu mu aldın?” vs gibi şeyler söyleyip durdu. Üzülüyorsunuz ister istemez. 

Bu arada yaşadığımız bir tartışmadan sonra bir gün bir baktım, çok sevdiğim bisikletimin lastikleri inmişti. Baktım iğneyle delinmiş, o yapmıştı bunu da. Bu arada bisiklet benim tutkum bunu bilmesine rağmen diğer bisikletimi de bana zorla sattırmıştı. Transfer olacaktım engel oldu. Bisiklete binmemi yasakladı, lisansım iptal oldu. Sevdiğim her şeyi mahvetmekten zevk alıyor gibiydi. 


Bir gün köyde balık tutmaya gitmiştim. Balık tutmayı da çok severim. Kendisine de ısrar ettim gelmedi, çocuğu da göndermedi. Bir süre sonra aradı, “Yengenin demediği kalmadı, oğlumuz kumda oynuyor diye bana küfür ediyor çabuk gel” diye. Sinirlendim topladım olta takımımı eve döndüm. Yengeme “Neden böyle yaptın?” diye sordum. "Oğlum ben bir şey yapmadım. Çocuk kumda oynuyordu, mısır verdim, salata soydum. Annesi geldi verme oğluma pis şeyler dedi. Ben de niye pis olsun kızım ellerimi yıkadım dedim. Sen bana nasıl böyle dersin diye bağırmaya başladı. Şaşırdım kaldım oğlum, ben böyle şey görmedim” dedi. O zaman inanmamıştım kadına ama şimdi çok iyi anlıyorum ki sırf ben balık tutmayım eğlenmeyim diye sorun çıkarmıştı. Bir de üstüne amcamı arayıp “karına sahip çık” diye azarlamıştı.  

Tam bu sıralarda babam kalbinden rahatsızlandı. Kalp kapakçık ameliyatı gerçekleşti. Taburcu oldu, eve geçtik. Hastaneye bir kez bile gelmedi, “bizim orada ne işimiz var” diyordu. Haliyle ailenize mahçup oluyorsunuz ama o onlara karşı meleği oynadığı için pek de sorun olmuyor aileniz için. Ailem bizde kaldığı sürede evde melek, yatak odasında şeytan oluyordu. Ailemi evde istemiyordu. Soğuk tavırlar, gün içinde “bıktım” mesajları. Oysa ailem zaten rahat değildi “sizin de düzeninizi bozduk” deyip yakınıyorlardı. Bir yere kadar anlam vermeye çalışıyorsunuz, o da evinde rahat edemiyor gibi düşünmeye çalışıyorsunuz ama bu geçici bir durumdu zaten. Bu yüzden defalarca tartıştık. "Ben annemlere gideceğim" diye tuturdu. “Yapma, etme” diyorum. Babamın ameliyatı kalp ameliyatı üzülür kötüleşir diyorum, zor bela ikna ediyorum. Bir yandan da onu mutlu etmek için elimden geleni yapıyorum. Babam sanırım durumu fark etti ve tam olarak iyileşmediği halde “bizi köye götür oğlum, ben kontrolleri orda yaptırırım” dedi. Israrcı olduğu için eşimle de sorunlar yaşadığım için götürmek zorunda kaldım.

Bu aralarda kayınbabam paraya ihtiyacı olduğunu söyledi, kendisine kredi çıkmadığını, bana kredi çekip çekemeyeceğimi sordu. Eşime sordum, “Tamam,çek” dedi. Çektim krediyi ama bu krediyi kendisi bana ödeyecekti. Bu durumu öğrenen kayınvalidem bana kızdı. Eşim de haberi yokmuş gibi annesinin yanında yer aldı. “Canım, sana sordum ya” diyorum. “Ne zaman sordun?” diye inkar ediyor. Şaşırır kalırsınız yemin ediyorum. İkiyüzlü oluşuna artık alışmıştım, yapacak bir şey yoktu. Kayınbabam da bana borcunu 2 ay ödedikten sonra bir daha ödememeye başladı. Adamın durumu kötüydü, kayınvalidemle boşanıyorlardı. Eşim annesini tutuyor, babası umurunda değil. Arada ben de kızıyorum ödemiyor krediyi diye ama yapacak bir şey yok. Bir yandan da bu kredi yüzünden acayip darboğaza girdik. Zaten kendi giderlerimiz var, her ne kadar eşim nereye ne taksit ödendiğini bilmese de ya da umursamasa da… Bir akşam para mevzusu açıldı tartışma tavan yaptı. “Çocuk uyusun, sonra konuşuruz” diyorum. Yok, zorla sizi çizginin içine çekiyor. Konu benim ailemin bizde kalmasından tutun da benim hastane için arabayla babamı getirip götürmeme kadar gitti. Bir şey desem anlamıyor ama cevap vermeyince de üzerime yürüyor.

Aramız biraz düzelsin diye sürpriz yapmak adına bir buket çiçek yaptırdım akşamında da yemeğe götürdüm. Çiçekleri görünce çok mutlu oldu, sosyal medyada arkadaşlarına gösterdi, onlar da imreniyor tabi ki. Neyse yemeğimizi yedik, her şey güzel, kalktık. Eşim benden ileride yürüyor, yanımda yürümüyor. Yanına yaklaşıyorum, “Benden ayrı yürü” diyor. Karşıdan gelenler bize bakıyor, patlayacağım artık tutuyorum kendimi. Sanki ben yokmuşum gibi davranıyor, eve geldik “seni istemiyorum” diyor. “Neden?” diyorum istemiyorum diyor.  Hep o derseniz her fedakarlığı yaparsanız 6 yılda kendinize doğru dürüst kıyafet almayıp hiçe sayarsanız böyle aciz bir insan olursunuz işte. “Ben de seni istemiyorum” dedim “yeter artık bunaldım” diyorum. Bu sefer de “Kim bilir kim var, zaten aldattığını biliyorum” diyor. “Kiminle?” diyorum. Hiç tanımadığım bir isim atıyor ortaya. 

Sonunda geldi boğazıma yapıştı, o an oğlumun "anneciğim babacığım yapmayın" diyerek ağladığını hiç unutamıyorum ve şuan bunu yazarken bile ağlıyorum. Unutamam o anları bir yerden sonra çocuk için mücadele etmek zorundasınız ama böyle nereye kadar. Çocuğumun gözleri önünde boğazıma yapıştı, şaka değil gerçekten sıkıyor boğuluyorum, nefessiz kaldım, yapma diyemiyorum. Kurtulmaya çalışıyorum olmuyor, oğlum ağlıyor beni çekmeye çalışıyor. Artık ölecek gibi oluyorum, can havliyle saçını çekip ittim, öldürecekti beni resmen. Bu kez de bir iki kez yüzüme yumruk attı. Düşmana vurur gibi vuruyor. Yeter deyip ben de iki tokat attım, yavaş değildi ama düşmana vurur gibi de değildi. Ona ilk kez vurmuştum ben annesi babasından şiddet görmüş biri olarak hiç eşime el kaldırmam diyen ben bunu çiğnemiştim. Ardından özür diledim, sarıldım. Eşim ağlamaya başladı, ev buz gibi sessizdi sadece oğlum burnunu çekiyordu. “Olmuyor” dedi. “Biz seninle yapamıyoruz” dedi. “Olmayan ne?” dedim. “Elimden geleni yapıyorum, bu kadar kör olma ne olursun gör” diyorum. O gece sabaha kadar uyumadım, bundan sonra olacakların habercisiydi bu uykusuz gece…


Sabah hiç konuşmadan işe geçtim. Bütün gün konuşmadık, hiç mesaj yazmadı. Ben de yazmadım. Akşam okula gittiğimde oğlumu almaya çıktığını söylediler. Aradım açmadı, mesaj attım. “Ben annemdeyim, gelme” dedi, eve geçtim. Aradım açtı, “seni istemiyorum, bundan sonra başına gelecekleri sen istedin” dedi yüzüme kapattı. Bir süre sonra arabaya binip gittim kapıyı çaldım bu arada kayınvalidem ve kayınbabam artık boşanmıştı. Adam perişan oldu, memleketine döndü, memurluğu bıraktı. Kayınvalideme eşimin nerede olduğunu sorduğumda “Sen benim kızıma nasıl vurursun?” diyerek beni itti. Bu arada benim yüzüm morarmıştı eşimin vurduğu yumruk yüzünden. Anne diyorum “durum senin bildiğin gibi değil, anlatayım” dinlemiyor. “Oğlum nerde?” dedim “Uyuyor” dedi. “Alacağım” dedim vermedi, “git buradan” dedi, kapıyı yüzüme kapattı. Eşim için ise karakola gitti dedi.

Evin önünde bekledim, bu arada sigaraya başlamıştım. Sigara içerken polisler geldi, kayınvalidem çağırmış, üzerimi aradılar, GBT’me baktılar. Polis “hakkında şikayet var, burada bekleme” dedi. Eşimin hangi karakolda olduğunu söyledi, çıkıp gittim karakola eşimi sordum bekle dediler. Eşim benden şikayetçi olmuş, darp raporu almış. Şikayetinde benim için oğlumuz su istedi diye sinirlendiğimi, eve gelince ölümle tehdit ettiğimi sonra saldırdığımı saçından çekip tokat attığımı söylemiş. Bana sordu polis “şikayetçi misin?” diye yok dedim. Eşimi nasıl şikayet ederim, ne olursa olsun seviyorum ama cevabını bulamadığım o kadar soru vardı ki. Ben böyle düşünürken o nasıl tam tersi şekilde davranabiliyordu mesela? İfademi aldıktan sonra uzaklaştırma aldığımı söylediler. Beni gönderdiler, eve geldim duvarlar üzerime geliyor. Ev değil mezar gibi. 

Uzaklaştırma kararı var, af dileyemiyorum. Arasam açmıyor, cevap yok. Bu şekilde sanıyorum bir ay ayrı kaldık. Bu arada eşim evden gitmemi söyledi, “nerede kalacağım” diyorum. “Sokaklarda kal” diyor.  Bu arada kayınbabam geldi memleketten arayı bulmak için nasihat verdi. “Sabırlı ol barıştırıcam sizi” dedi. Ertesi gün işe gittim eşim “evimden o adamı da al çık” diye aradı. Diyorum ki “ben neysem de babanı da mı sokağa atıyorsun?” “O benim babam değil” diyor. O gün o kadar baskı yaptı ki dayanamadım artık akşam eve gelip bir kaç eşya alıp battaniye yastık arabaya koydum, gittim kayınbabam dur dese de dinlemedim. O sırada kızını arayıp sitem etti. “Sen ne istiyorsun bu çocuktan, köpek gibi seviyor parmağında oynatıyorsun” dedi. Ben o sırada evden çıktım, arabada yatıyorum, dışarısı buz gibi Aralık ayındaydık. Tam düşünürken uyuyacak gibi oldum eşim aradı. “Beni seviyor musun?” dedi. “Evet” dedim. “Ne kadar çok seviyorsun?” dedi, tahmin edemezsin dedim. “Ben de seni seviyorum” dedi. “Beni böyle kabul edebilir misin?” dedi. “Ne var ki sende?” dedim. “Ben seni aldattım, beni böyle kabul edebilir misin?” dedi.

Şoka girmiştim zaten hava soğuktu. Buz gibi oldum, dışarısı belki daha sıcaktı, şaka yapıyor bu kez de beni bununla sınıyor, intikam alıyor diye düşündüm. İnanmadım aslında. Bu o kadar karışık bir duygu ki, ne yapmalıydım bilemiyordum. “Kiminle peki?” diye sordum. “Kiminle, nerde, nasıl bunu sorma, bu konu hakkında konuşmak istemiyorum” dedi. “Yarın akşam gel bizi al” dedi. Onları alacağım için sevinemedim bile. Bu nasıl olabilirdi? Eğer böyle bir durum varsa ben nasıl fark etmedim? Her akşam beraberiz zaten. Ne fark eder ki aldatacaksa siz zincire de vursanız nafile, size kalbiyle sadık olmalı. Düşünürken uyumuşum, ertesi gün akşama kadar düşündüm “olamaz” diyorum, “nasıl olabilir bu?”.

Akşam oldu gidip aldım. Kayınvalidem şaşırdı. Bunu nasıl kabul edebiliyorsun diye sordu. “Seviyorum” dedim. “Oğlumuz var zaten, bir hata var birinin yapıcı olması gerek o da benim” diye anlatmaya çalıştım. Sanırım intikam alırım, namusumu temizlerim diye düşünüyor olabilirdi. Ne kadar komik değil mi? Zarar vermeyi hiç düşünmedim, sadece anlam vermeye çalıştım. Neden bunlar olmuştu? Her yönden, her şeyi verebilecek kapasitedeydim. Sevgi, aşk, şiir misali sözler, cümleler, kelimeler, gezmek, eğlenmek deseniz elimden geleni yapıyordum. Onun da bunları görmesi gerekmez miydi? Sevgi iki kişilik değil miydi? Onca yaşanmışlığın üzerine aldatılmak ve erkek olarak kabullenmek nasıl bir duygu tahmin edemezsiniz. Sonra annesinin evinden çıktık. Mutlu muydum? Oğlum için evet o yanımdaydı. Eşim için ise çok garipti. Seviyordum ama sanki aramızda mesafeler vardı. 

Eve geldik, oğlum uyumuştu. Yatırdık onu, biz de yattık. Eşim hemen uyudu. Ben onu izliyordum. Bu melek yüzlü kadın nasıl olur da beni aldatır? Nasıl yapar? Neden yapar? Her ne isterse “Hayır” demiyorken, hiç mi oğlumuzu düşünmedi? Yüzümüze nasıl baktı? Hiç mi utanmadı? Bana göre bir ilişkide iki kişi birbirlerine bağlanır, ne kadın ne erkek birbirini aldatmamalı. Ben hep kendimi böyle besledim, kendime verdiğim bir söz vardı hiçbir zaman aldatmayacaktım. Çünkü ben yaparsam o da yapar, Allah bunu görür ve bilirdi, beni cezalandırır diye düşünürdüm. Hiç aklımın ucundan bile geçirmedim onu aldatmayı.


O gece uyuyamadım. Sabah her şey normal bir şekilde devam ediyordu fakat sanırım yaşadığım acıyı anlatmaya gerek yok, anlatamam da zaten. Bu süre içinde eşim bana iyi davranıyor, olması gerektiği gibi ben de o konuyu açmıyordum. Unutmaya çalışıyordum. Bir akşam bir komedi filmine gittik, eşimin morali bozuktu. Ne olduğunu sordum, “boşver” dedi. “Boşveremem, seni rahatsız mı ediyor?” dedim. Cevap vermedi. “Bana bırak ben konuşayım halledeyim, gerekirse savcılığa gidelim” dedim, kabul etmedi. Düşünün beni karakola düşürdüğü zamanları, ama onun için aynı şeyi yapmıyordu çünkü istemiyordu, bunu ileride daha iyi anlayacaktım.

Bu arada darptan dolayı hâkim karşına çıktım. Hâkim infaz kararı verdi. “Neden yaptın bunu?” diye sordu. Ben utanıyorum, daha önce karakolun önünden dahi geçmemiş insanım, kimseyle işim olmaz. Hayatımda ilk kez hâkim karşısına çıktım dayakçı koca olarak. Hâkim dedi ki “oğlum elin yüzün düzgün hiç karısını dövecek bir tipin de yok ama bu infaz kararını vermek zorundayım.” Eşim atladı hâkim bey dedi, “sen sus” dedi hâkim, “adam utancından yerin dibine giriyor, sende bu rahatlık nedir anlamadım” dedi. Çıktık mahkemeden, elimi tutuyor bir şey olmamış gibi…

Eve geçtik yattık. Bu sürede ben ona yaklaşamıyorum. O da öyle. Yan yanayız ama uzağız. Bir kaç gün bu şekilde geçti bir akşam eve gelirken onu da aldım. Yolda inmek yürümek istediğini, hava alacağını söyledi. Başta kabul etmesem de sonunda mecbur kaldım. Eve geçtim, oğlumu uyuttum, eşim aradı bana “Sen çok iyi bir babasın, bana hakkını helâl et” diyordu. “Neler oluyor?” dedim, telefonu kapattı. Kayınvalidem aradı, “Oğlum git bul şu kızı” dedi. Uyuyan oğlumu aldım arabaya yatırdım. Bıraktığım yerlerde dolaşıyorum, neler yaşadığımı siz anlayın. O arada arıyorum açmıyor. Delireceğim, sonunda açtı. Nerde olduğunu sordum, bir oğlumuz olduğunu, onun için mücadele etmemiz gerektiğini söyledim. Yerini söyledi gidip aldım, eve geçtik.

Adamın numarasını istedim, başta dirense de sonunda aldım aradım adamı. Dedim ki “Sen ne biçim adamsın, evlisin, iki çocuğun var. Evli kadına yan gözle bakmak sana yakışıyor mu?” Bana "Senin karın beni baştan çıkardı" diyordu. Meğer iki yıldır görüşüyorlarmış. Bana “Sen ne kadar geniş bir adamsın” dedi. Çileden çıktım, ettiğim küfürleri tehditleri saymıyorum. Eğer ki infaz kararım olmasa yerimde durmayacağım ama elim kolum bağlıydı. Bunun üzerine o bölgede oturan kulağı kesik bir asker arkadaşımı gönderdim evden almalarını istedim. Arkadaşım “Beni tanırsın ok yaydan çıktı mı vururum” dedi. Dedim ki “Sakın, gözdağı verin yeter”

Bu sırada adamın karısı eşimi aradı. Kocasını evden aldıklarını söyledi, ağlıyordu kadın. Eşim onunla konuşuyordu. Yalvarıyordu kadıncağız, ne olur zarar vermesinler diye. Telefonu kapattılar, eşime “Bu kadını nereden tanıyorsun?” dedim. “Arkadaşız” dedi. Allahım çıldıracağım ya dedim “Kadının kocası onu seninle aldatıyor, sen karısıyla arkadaşsın, bu nasıl iş? Ben bu ilişkinin neresindeyim?” diyorum. “Adam peşimi bırakmıyor” diyor. Onların arasını yapmak için konuştuğunu söylüyor. Yalanlar, yalanlar üstüne resmen film çekiliyor ama benim rolüm hangisi bilmiyorum. Asker arkadaşım beni aradı, “Bak kardeşim” dedi, “Gebert dersen gebertirim, ben gereken cezayı verdim ama bu adamın anlattıkları hiç hoş şeyler değil. Yol senin yolun ama benden sana arkadaş tavsiyesi, o kadından uzak dur” dedi. “Adam senin eşinin vücudunun neresinde ben olduğunu bile biliyor” dedi. Kafayı yemek üzereydim o an. “Sağ ol kardeşim, bırakın gitsin” deyip kapadım telefonu. Eşime döndüm, “Bu nasıl bir şey?” diyorum. Ağlıyor, “Beni tehdit etti, seni kaybetmekten korktum” diyor. Koskoca bir yalan ama o an bunu göremiyorum, kör olmuşum bir kere. Neyse adamın karısı aradı. Telefonu alıp ben açtım, kadına bağırdım çağırdım. Kadın “Dinleyin, ben de sizin gibi mağdurum” deyip ağlıyordu. Telefonu eşim aldı, kadını sakinleştirdi falan o kadar sakin ki bir de hâlâ şaşırıyorum. Sonrasında konuştuk bu konu üzerine, beni sevdiğini, bir daha asla böyle bir hata yapmayacağını, beni kaybetmekten korktuğunu söyledi. 


Ertesi günü eşim beni aradı, “Kadına çok bağırdın, onun suçu yok, özür dile istersen” dedi. Ben de pişmandım zaten, kadıncağızın ne günahı vardı ki. Telefon numaramı kadına vermiş, kadın beni aradı. Özür diledim, “Sizin günahınız yoktu, ama neden bu olayı öğrendiğiniz zaman bana ulaşmadınız?” diye sordum. “Ben sizin bildiğinizi bunu normal karşıladığınızı biliyorum, eşiniz bana böyle anlattı. Ev için, araba için onunla birlikteymişsiniz. Eviniz arabanız onun üzerineymiş. Çalışmıyormuşsunuz, o size bakıyormuş” falan gibi daha bir çok şey söyledi. “Nasıl olur?” dedim, bunların hepsi yalan. “Ben şurada çalışıyorum, hatta 3 iş birden yapıyorum evimizin masraflarına yetişmek için. Kazandığımı eşime veriyorum. Her şeyi o ödüyor, ayrıca bir süre sonra bu da yetmiyor yollara çıkarak su satıyorum. Tüm bunlara rağmen çalışmayıp karısının parasını yiyen bir adam mıymışım?” Kadın şaşırdı, yaklaşık 2 saat konuştuk kadınla, ama bu bir tuzaktı, bizim birbirimize sorular soracağımızı biliyorlardı ki öyle de oldu. Kadınla 15 gün kadar konuştuk. Sonunda anladık ki bunlar birbirlerine kurmaca bir hayat kurmuşlar. O ona kendini övmüş, o ona kendini yüceltmiş, yalan deryasında kaybolup gitmişler.

Eşim kendinin hiç yapmadığı yemekleri anlatmış, çok titiz olduğunu, evde mükemmel olduğunu anlatmış adama. Gerçekle alakası yok, ben evliliğimde ne bir yemek ne de bir temizlik görmedim. Bir çamaşır makinası aynı çamaşırı serilmediği için 3 kez yıkar mı? Sonunda artık çamaşırım kalmayıp ben seriyordum. Yemek yendikten sonra sofra kaldırılmaz mı? Biz böyle gördük ama kaldırmıyordu. Yine ben topluyordum. Hem evde hem dışarıda çalışıyordum. Ayrıca sepette benim çamaşırlarım her zaman en altta kalırdı, bunu da bilerek yapardı. 8 yıl içinde hiçbir kıyafetimi ütülediğini görmedim. Ütü yapıp dolaba koysa ilgiden ölürdüm herhalde. Kıyafetlerimi hep ütüsüz giyerdim. Bir kez adını bilmediğim bir pasta yapmıştı, onu da sosyal medyada paylaşmak için yapmış, defalarca foto çekmişti. Bu nasıl işti? Ben nasıl bir dünyada yaşıyordum? Şaşırdım kaldım.

Bu sürede köye gittik gezmek için, olayı kapatmıştık artık. Güya pişmandı, ben de benim de hatalarım olmuştur diyerek sustum. Oğlumuzu köye bıraktık bir haftalığına. Tam yola çıktık o adam aradı. Bana küfür ediyor “Sen benim karımla ne konuşuyorsun? Sen benim karıma mı yazıyorsun? Ben senin karının peşini bıraktım” diyordu. Meğer bu bir tuzakmış, bizi konuşturup olayı bizim üstümüze yıkmışlar.


Bu arada eşim telefonu çekip benden aldı. Adamla “sakin ol, sakin ol” diye konuşmaya başladı. Kendime hakim olamadım artık bir tokat patlattım. Telefonu aldım, adam bana küfür ediyordu, kapattım. Allahtan oğlum yoktu yanımızda, ama bu da planlı bir şeydi, bugün çok net anlıyorum. İstanbul’a dönene kadar adam eşimin annesini aradı, kardeşini aradı. Eşimin olayından ailesinin de haberi varmış. Bu nasıl işti? Adam onları nasıl arayabiliyordu? Meğer kayınvalidem olaydan haberdar olduktan sonra kızını ikna etmiş, gül gibi kocan var diye, ama bunları çok çok sonra öğrendim malesef. İstanbul'a geldik, eşimi annesinin evinin önüne bırakıp bastım gittim. Eve gidince kadın beni aradı. Kocasının onu öldüresiye dövdüğünü, saçından tutup kafasını duvarlara vurduğunu, çocukları kesmekle tehdit ettiğini söyledi. Bakın dedim “Size birilerini yollayayım, oradan İstanbul’a annenizin yanına gelin, size ancak bunu yapabilirim, elimden bu gelir. Paraya ihtiyacınız varsa onu da hallederim, çekinmeyin” dedim. İçim acıyordu kadıncağıza. İki de günahsız çocuğu var, birisi henüz bebek 1 yaşında. Kadın, “Sağ olun, kabul edemem, ben buradan kurtulurum, siz kendinize dikkat edin, bunlar yoldan çıkmış” dedi, kapattık.

Kadında o kadar iyi ki anlatamam üzülüyorum ama ben de aynı durumdayım. Evde bir süre yalnız kaldım. Kayınvalidemi aradım, “Oğlum bu iş yürümez, benim kızımdan sana karı olmaz. Bırak ne hâli varsa görsün, ben kadınken kaldıramıyorum, sen erkek olarak nasıl dayanıyorsun be yavrum?” dedi. Anne dedim oğlumuz var, seviyorum, hata yapmış. “Ya ulan ne hatası yapmış, seni aldatmış işte çocuğunun babasının her şeyini o adama anlatmış, daha ne ki?” dedi. Anne dedim seviyorum bir kez daha deneyelim. Akşam gittim eşim başladı, “Ben senden korkuyorum, beni dövdün” diyor. Kayınvalidem “İyi gebertmemiş seni” diyor. Olay karmakarışık. Eşim bu sefer de “Sen sorunlusun, tedavi görmen gerekiyor” demeye başladı. Kayınvalidem gönderdi beni. “Evladım o benim kızım, atamam satamam ama sana yaramaz. Sen kendi yoluna bak oğlum, senin gibi adam için yanıyor kadınlar” dedi gönderdi. Arabada ağlıyorum, eve geldim şarap aldım. Bira, viski ne ararsan var. İçiyorum, ağlıyorum, neredeyse komaya girdim. Uyuyakalmışım, tam 38 saat sonra uyandım, aynı şarkı repeat yapmışım sürekli. İçimde fırtınalar kopuyor, kimsenin haberi yok. Selda Bağcan’dan “Öyle bir yerdeyim ki” şarkısını dinliyorum, beynim uyuşmuş artık. 38 saat nedir ya duşa girdim çıktım. Telefonu aldım baktım eşim yazmış. "Seni seviyorum adam." Her şeye rağmen yine içimde bir mutluluk. Kendimi bir şey sanıyorum, zavallı adam oynanıyor seninle mario gibi haberin yok…

“Ben de seni seviyorum, hem de çok” yazdım. “Beni istiyorsan tedavi olmalısın ancak bu şekilde seninle bir araya gelirim” diyor. Bu sürede bizi barıştırmak için kayınbabam geldi memleketten oğlum neden dövdün?” diyor. “Bir erkek kadın utandırmazsa el kaldırmaz” diyor. Anlatamıyorum ki adama gerçekleri, “pişmanım baba” diyorum. “Ben sizi barıştırıcam, siz bizim gibi olmayın” dedi. “Sen tedavini ol madem psikolojin bozuk önce düzel” dedi. Bu sürede sorun bende olabilir diye 8 seans psikolojik destek aldım. Bu süreçte bende ilişki bağımlılığı ve annemle sorunum olduğu ortaya çıktı ama bu durumu eşime anlatamadım. Psikolog, "Mutlaka eşiniz yardım alsın, buradan tanı koyamam ama sizin bundan sonra devam etmenize gerek yok paranıza yazık” dedi. Bitti artık dedim eşime, ama bir süre daha ayrı kaldık. Bu sürede ben oğlumu hiç ihmal etmedim, her hafta sonu düzenli olarak aldım. Eşim hala arada barışmam diyordu ama çocuğu almaya gittiğimde bana “karizmaya bak” diyordu. Hani istemiyor ama sizi de boş bırakmıyor. “Kimlerle neler yapıyorsun belli değil” diyor, sizi önemsiyor bilinç altınıza yerleştiriyor sizinle ilgilendiğini. 

Neyse bir gün eve geldim, tam oturma odasına geçmişken baktım eşim oturuyor bana bakıyor hayal gördüm sandım. “Seni çok seviyorum, seni çok özledim” dedi. Sarıldık, duygusal bir an derken birlikte olduk. Ben duşa girdim çıktım, eşim evde yoktu. Artık kafayı yediğimi düşünüyorum. Hani normal değil, tamam eşyalarım yerde ama ona dair en ufak kanıt yok. Onda anahtar var elbette ama karmakarışık oldum. Acaba hayal mi gördüm diyorum. Bu kadar gerçek nasıl hayal görebilirdim? Ama bir yandan da kanıt yok derken koltukta saçını buldum. Hafta sonu temizlik yapmıştım, saçı olması imkansızdı.

Kayınvalidemi aradım, eşimi sordum, alışverişe çıktığını söyledi. “Buraya geldi” dedim. “Saçmalama oğlum nasıl gelecek?” dedi. O sırada eşim kapıyı çalmış, 1 dk bekle dedi. Soruyor ona, ben de duyuyorum. İnkâr ediyor. Bu durumda siz yalancı durumuna düşüyorsunuz. İçinde bulunduğum durumu açıklamak çok zor, neyse bir süre daha yalnız kaldım. Bir hafta sonu oğlumu aldım, oğlum, “Babacığım artık ayrı kalmayalım, evimize geçelim ya da sende bizimle kal” diyor. İçinizin o an ne kadar acıdığını bilemezsiniz. Yaşadıklarınız zaten yeterince ağır bir de evladınızla ayrı kalıyorsunuz, peki suçunuz nedir? Ne yaptınız? Eşimi aradım olanları anlattım, “Sende hiç vicdan yok mu? Ne yaptığının farkında mısın?” diye sordum ama çokta umurunda olmadı. Bu arada gidip çekişmeli boşanma davası da açmış o an haberim oldu. Neyse vardık kayınvalidemin evine, oğlumu teslim edecektim bizi içeriye davet etti. Ben geçmedim, “arabada beklerim” dedim. Eşim geldi arabaya oturdu, sanki hiç bişey yokmuş gibi torpidoyu açıyor. “Gözlük almışsın, bu sana yakışmaz” gibi saçma sapan gereksiz konuşuyor. Dedim ki “sen nasıl bir insansın? İnsanlığını geçtim nasıl bir annesin? Ya yeter dedim öleyim de kurtulayım artık” Bana dedi ki “keşke biz çıkarken ölseydin.” “Keşke” dedim, içimden de ölseydim de bu günleri görmeseydim dedim. İndi gitti, ben bekliyorum kayınbabam çıktı beni içeri davet etti ısrarla. O gece sabah 4'e kadar konuştuk ailece eşimi ikna ettiler. O gün orada kaldılar, akşam almaya gittim eve geçtik. 


Oğlum uyudu, gel dedim seninle konuşalım. Kahve yaptım oturdum konuşuyoruz. Bak dedim “ben seni seviyorum.” “Ben de seni seviyorum” dedi. “Sen bir hata yaptın, ben bunu kabullendim” dedim. “Bundan sonra artık böyle şeyler yaşamak istemiyorum mutlu değilim artık mutlu olmak istiyorum” dedim. Ben de dedi. “Tamam” dedim yattık sarıldım uyuduk.

Bu arada oturduğumuz semtte bir okuldan koordinatörlük teklifi almış, orada çalışmaya başlamıştı. Müdür oldum havalarını, insanlara tepeden bakmalarını anlatmayacağım siz anlayın. Eve sürekli işteki problemlerini taşırdı, hep mi eşim haklı bütün insanlar onun istediği gibi olmak zorunda mı anlamıyordum. “Nasıl böyle düşünüyorsun sürekli insanlar hakkında?” dediğimde, “insanları bu kadar önemseme” diyordu. Bu iş yerinde 2 ay kadar çalıştı bu sürede küçük tartışmalar yaşanıyordu aramızda ama tabi ki alttan alan hep bendim. Akşamları patronuyla yemeğe çaya gidiyorlar, ben evde oğlumuza bakıyorum. Dışarıdayken aşk mesajları ölüp bitmeler, eve gelince ufacık bir kırıntı yok ama ne yapayım seviyorum. Evliliğimiz boyunca bir kez dâhi ayrılalım ya da boşanalım kelimesini kullanmadım. Bizde böyledir evlenirsin her şartta her zorlukla mücadele edersin yuva kurmak zordur, yıkmak kolaydır. Oğlumuz için ayakta tutmak zorundayım, o yıkıcı olsa da her zaman ben yapıcı olmak zorundayım.

Bir anne olarak kendisi oğlumuza da benimle aynı özeni göstermiyordu. Oğlum okumaya biraz geç başlamıştı. Bu durumu kaldıramıyor, çocuğa sürekli baskı kuruyordu. Üzerine gitmeyelim diyordum, okuyamayınca çocuğun  zaten gözleri doluyordu. Okumadan bu masadan kalkmayacaksın diye baskısını arttırdıkça arttırıyordu. Çocuğun kişisel bakımı konusunda da çok umursamaz davranıyordu. Mesela liflerken canı yansa da, su sıcak gelse de dinlemiyordu. Karnı tokken zorla yemek yediriyordu. Normalde evladına çok düşkün görünür ama derinine indiğiniz zaman aslında gereken özveriyi gösteremiyordu. Yazları çocuğu köye bırakmak istiyordu. Çocuk orada kalmak istemezdi, ağlardı. Bir iki gün ağlar susar diyordu. Ben dayanamaz gider alırdım. Çocuğu da dışarıya gösteriş için bir aksesuar olarak kullanıyordu.

Bu arada her ne kadar kapatmak istesem de arada sırada aklıma aldatma olayı geliyordu. O adamın verdiği iki isim daha vardı. “Ben ilk değilim” demişti. Bunu eşime soramıyordum ama gerçekten de var olabilirlerdi. Bu arada ortak arkadaşlarımız olan bir aile aklıma geliyordu. Çok iyi arkadaştık, bayan olan eşimin liseden çok yakın arkadaşıydı. Bu aileyle sonra bir anda koptuk. Eşim görüşmek istemediğini söylediği için görüşmüyorduk. Bayan arkadaşının eşiyle benim aramız çok iyiydi. Bir gün aramak istedim, telefonunu rehberimde bulamadım. Eşime sordum “ben sildim” dedi. Hangi ara telefonumu alıp sildi anlamadım. Öğrendim ki ben uyurken ya da duştayken telefonumu karıştırıyordu. Sorun yok çekinecek durumum da yok ama ben onunkine bakmak istersem kızlarla konuşuyorum ayıp diyordu, üstelesem kıyamet kopardı. Bir şey yapamıyordum susuyordum. Bir gün bu bayan arkadaşıyla karşılaştım tesadüfen, “ne yapıyorsun”, hâl hatır derken neden dedim gemileri yaktınız hayırdır ne güzel anlaşıyorduk gelip gidiyorduk bir kusurumuz olduysa affolsun. Yok dedi “sakın üzerine alınma sen çok iyi birisin, bunu biliyorum. Eşim de biliyor, seni çok seviyor. Eşin sana ne anlattı?” dedi. Dedim ki tartışmışsınız mutfakta o yüzden olduğunu söyledi dedim. “Gerçekten bu yüzden olduğunu mu söyledi?” dedi. “Evet” dedim. “Tamam” dedi ama bu konuşma normal değildi ters giden bir şey vardı. Anlatamadı daha doğrusu anlatmak istemedi zaten bir süre sonra Almanya'ya yerleşeceklerini biliyordum. “Biz gideceğiz kendine çok iyi bak, sen çok iyi birisin umarım bir gün çok mutlu olacaksın” dedi. Şaşırdım neden bahsetmek istediğini o an kestiremedim. Eve geldiğimde eşime onunla neden küstüklerini sordum. “Bu nerden çıktı” dedi “Sen anlat” dedim. “Dedim ya mutfakta tartıştık” dedi. “Sebep bu değil bilmek istiyorum” dedim. “O biraz kıskançtı biliyorsun, eşiyle konuşmamdan rahatsız oluyormuş” dedi. “Ne alaka?” dedim. “Biz zaten evliyiz, çoğu zaman aynı masada defalarca oturup konuşuyoruz.” “İşte anla paranoyak, eşiyle beni yakıştırmış” dedi. Şok oldum. Arkadaşıyla benim konuşmam aklıma geliyordu, kadının gevelemesi eksik parçalar falan bu nasıl olabilir dedim. Ertesi gün tesadüfe bak ki arabayla giderken kadının eşinin arabasıyla karşı karşıya geldik. Selâm verecektim bana bakmaktan utanır gibi başını çevirdi geçti gitti. O an anladım ters bir şeyler olduğunu, zaten anlamıştım ama eksik puzzle'ın parçası tamamlanmıştı sanırım. Eşim bu adamada yazmıştı ama adam kabul etmediği için görüşmeyi kestiler arkadaşı da bu yüzden görüşmeyi kesti diye düşündüm, ters bir şeyler mutlaka vardı, ama bu konuyu tekrar açamadım. Peki diğer iki kişi ne oldu bu sorunun cevabını hiç bulamadım elimde isimler vardı ama nasıl ulaşacaktım? Ulaşsam ne değişecekti? Bu sürede çok ağladım, geceleri oğluma sarılıp annesinin nasıl bir insan olduğunu düşündüm. Onun kaderine üzüldüm, kendimi zaten hiçe saydım. Çekişmeli boşanmaya bu yüzden karşı çıktım, gerçekler gün yüzüne çıkarsa elbet bu birileri tarafından duyulacaktı. Bu çocuk bir gün büyüyecekti. Ya birisinden senin annen böyle biri diyen olsa oğlumun psikolojisi ne olurdu bir düşünün. Karısını ifşa eden bir koca olamazdım, hiçbir zaman kendime yakıştıramazdım, neyse sanırım beni az çok anladınız bu konuda. Bu arada açılan çekişmeli dava geri çekmemiz sonucu düştü.

İçimde verdiğim uzun savaştan sonra bunları yendim. Okuduğum psikolojik kitapların da desteğiyle durumun farkındayım. Bir erkek olarak çok zor durumlara düştüm, hiç kimse yaşamasın bunları Allah düşman başına vermesin. Zaman içinde her şey yoluna girdi. Bu sürede oğlumuz okula başladı, eşim işten ayrıldı, borçlar hafifledi iyi bir maaşım vardı. Çok şükür geçinip gidiyorduk, sorun kavga yoktu. Eşim yemeğini yapıyor, ben sefer tasıyla yemeğimi işe de götürüyordum. Sabah kahvaltı hazırlayayım diyor zahmet etme diyorum, kendime ekmek arası yapıyorum Zaman zaman geldiğimde yemek olmamış oluyordu ama bu da sorun muydu benim için bir şeyler yapması bana yetiyordu. Gidip gelip sarılıyorum, yardım etmeye çalışıyordum. İçimden geliyor, mutlu oluyorum. (zavallı adam arkandan dönenleri bir bilsen) Yemekten sonra oğluma ders çalıştırıyorum, tv izliyoruz, sigarayı eşimle birlikte içiyoruz, sohbet muhabbet her şey normal. Mutlu biten filmin sonu gibi sonunda murada erdik sanıyorum. Bir süre böyle devam ettik, artık sona yaklaşıyorum.



Eşimin çocukluk hayali fotoğrafçı olmaktı. Bunu artık hem hobi hem de ek iş olarak bana destek olmak için yapmak istediğini söyledi. Profesyonel makinelerden araştırıp en iyisinden aldım bir tane. Hediye paketi yaptırdım, bir buket de çiçek yaptırdım. Akşam kapıyı çaldım, sürpriz bomba gibi düştü eve. Oğluma da çok istediği lego setini almıştım o da mutluydu. O akşam hepimiz çok mutluyduk. O kadar tatile gittik, bu kadar mutlu olmamıştık. Daha sonra eşim kendine sosyal medyada bir hesap açıp çekim almaya başladı, benim ondan maddi beklentim yoktu ama kazanıyordu. İstediği gibi de harcıyordu, sorun yoktu. Bir süre böyle devam etti, akşamları bazen liseden arkadaşlarla buluşacağız diye çıkıyordu. Bazen de takı çekimi için falan hanımla görüşeceğiz diyordu, müsade ediyordum. 

Bir akşam yine süslendi püslendi. Zaten her zaman süslüdür ama ayrı bir özenliydi o gün. Hayırdır dedim “kime bu makyaj?” “Çirkin mi olayım?” dedi. “Ne gerek var sen zaten güzelsin” dedim. Neyse gitti o akşam, takip etmek istedim ama oğlum vardı yapamadım. Akşam geldi beraber olduk, soramıyorum her şey güzel giderken tad bozulsun istemiyordum. Ertesi gün beni aradı “Bir çekim için Konya’ya gidebilir miyim?” dedi. Yüklü bir getirisi olacaktı, kartında borcu varmış onu kapatacakmış. Hafta sonuydu zaten başta kabul etmedim karşı çıktım ama sizi nasıl kandıracaklarını çok iyi bildiklerinden ikna kabiliyetleri çok yüksek bir öpücüğe, iki tatlı söze tav olursunuz bile. Sonunda izin verdim gitti. Konya’ya beraber çalıştıkları bayan fotoğrafçıyla ben öyle biliyorum daha doğrusu. İki sonra geldi her şey mükemmel, yine bana giderken uçak bileti gelirken uçak bileti fotoğraflarını attı. Videolar fotolar falan, konuştuk mesajlaştık sorun yoktu. (unutmayın çok güzel oynarlar) Neyse her şey yolunda ama bir durgunluk var sanki soruyorum söylemiyor. O ara annem geldi gözünden tedavi olduğu için iki gün kalıp döndü. Bir gün beni aradı annem. “Oğlum karını hiç iyi görmedim” dedi. “Ne alaka anne şimdi ne oldu?” dedim. “Suratı bir tuhaf, rengi soluk bir şey var bu kızda dikkat et” dedi. “Saçmalama anne” dedim. Neyse kapattık düşünüyorum ortada bir sorun yok, aksam eve geliyorum her şey güzel. Normal bir evlilik, beraber yemek tv kahve çay her şey normal. 

O gece içerde uyuya kalmışım, sabaha karşı o adamı rüyamda gördüm. Sabah kalkınca sessizce eşimin telefonunu aradım ortalıkta yoktu. Yastığının altındaydı. Bir insan neden telefonunu yastığının altına alır ki millet radyasyon yüzünden uzak tutar. Elimi yavaşça attım, uykusu ağır olan eşim birden uyandı. “Ne yapıyorsun sen?” dedi. “Telefonun çaldı da, kapatayım dedim” deyip ikisini de öpüp çıktım. Her sabah kavga da etsek onlar uyuyor da olsa hiç eşimi oğlumu öpmeden işe gitmedim. İş yerinde akşama kadar düşündüm gerçekten ters giden bir şeyler vardı ama ne?


Ertesi gün, gün içinde mesaj yazıyorum soğuk. Arıyorum açmıyor, “uyumuşum içim geçmiş” diyor. Akşam oldu soğuk, sarılıyorum yemek yapıyor beni itti “Neler oluyor?” dedim. “Sarılmanı istemiyorum” dedi. “Ben yemek yemeyeceğim doydum sağ ol” dedim. Balkona çıktım, durmadan sigara içiyorum. Umurunda değilim. Sabah ben işteyken içim içimi yiyordu, dayanamadım yazdım. “Dök artık eteğindeki taşları, bir kabahatim mi var, bana soğuksun. Açık konuş. Sorun ne? Ben sana ne yaptım?” dedim. Israrla üstüne gelince “Bak canım, ben mutsuzum, mutsuzken de seni mutlu edemiyorum. Ben boşanmak istiyorum” dedi “Tamam da sorun ne?” dedim. “Sevmiyorum” dedi. “Saçmalama” diyorum “Nasıl sevmiyorsun? Daha geçen gün seviyorum diyordun? Daha önceki aşamalarda da sevmiyorum dedin, sonra tekrar seviyorum dedin. Senin aklın gidip geliyor mu? Sen bana acı çektirmekten zevk mi alıyorsun? Sadist misin sen?" diyorum. “İstemiyorum” diyor başka bir şey demiyor. "Bak canım, oğlumuz var, yazıktır günahtır yapma oturup konuşalım yapıcı olalım” diyorum dinlemiyor bile “Akşama konuşalım, anlaşmalı bir şekilde ayrılalım” dedi kapadı.

Akşam iş çıkışı çok üstüne gittim diye düşünüp bir buket çiçek yaptırdım. Eve geldim kapıyı çaldım, açan yok. Anahtarla açtım, kapı duvar... 

Bir süre sonra kayınvalidemi aradım. Eşimin ortada bir neden yokken beni sevmediğini söyleyerek boşanmak istediğini söyledim. Ardından dayanamadım çiçekleri de çöpe atıp kayınvalidemin evine gittim. Eşim içeride yoktu. Yatak odasından çıkıp gelmiyordu. Annesine “Nedir anne sorun?” dedim. “Oğlum sevmiyorum diyor, istemiyorum diyor. Ne yapacağımı şaşırdım.” dedi kadın. “Anne dedim sevmiyorsa bu mesajlar ne? 1 yıllık mesajlarda canım cicim hep, tek bir kötü söz tartışma yok” Aldı okudu, eşimi zorla odaya getirdi. “Bunlar ne?” dedi. “Sevmiyorsan nedir bu mesajların?” dedi. “Lafın gelişi onlar anne” dedi. Şoktayım o an. Lafın gelişi ne demek ya bu arada büyük kayınço geldi bir şey demiyor dinliyordu ama dayanamadı. “Abla, sen manyak mısın? Ne istiyorsun bu adamdan? Kafasında saç kalmadı” dedi. “Bırak ne hâli varsa görsün” diyor bana da. “Öyle olmuyor kardeşim, karım çocuğum” dedim. “Şimdi mi geldi aklına karın çocuğun” diyor eşim. Karşımdaki karım mı düşman mı bilmiyorum. Kitap yazsam adını “yatağımda ki düşman” koyacağım. “Sen benim elimi kestin” dedi, bu tamamen kazaydı. “Anneme göndermedin” dedi, külliyen yalan. Kendisi 3 ay kapısını açmadı, ben fırsat yaratıp götürdüm barıştırdım. “Kardeşime laf ettin” dedi yalan, “babamla konuşmamı yasakladın” dedi yalan, “ilgisizsin” dedi yorum sizde, “sevmiyorsun” dedi ne kadar karalama varsa karaladı sustu.


“Ayrılmak istiyorum, çocuk bende kalsın çalışıyorsun bakamazsın” dedi. Ertesi gün beraber kahvaltıya gittik, ağlanacak halimiz var o gülüyordu. Protokol hazırladık, mahkemeye sunduk, her şeyi kendisi düzenledi. “Emin misin, iyi düşündün mü?” dedim. “Sen ne yüzsüz adamsın, seni sevmiyorum, hiçbir zaman da sevmedim diyorum ne yapabilirim?” dedi. Tamam boşanalım ama en azından güzel bir şekilde “benim duygularım değişti, yapamıyorum seninle” diyebilirdi. Fakat bu insanlarda böyle bir şey yok, sizi iyi tanıdıkları için en ağır acıyı vermek istiyorlar. En başında sevgi gösterip sonradan geri çekilmeleri de bundan aslında.

Bu arada Konya’ya gittiğinde dönüş Antalya’dan gerçekleşmiş bunu da öğrendim. Kendisine bunu sorduğumda bilet Antalya’dan alınmış dedi. “E öyleyse İstanbul’dan Konya’ya uçarken neden İstanbul’un uçuş kodu var?” dedim. “Sana hesap mı vereceğim” diye geçiştirdi. “Peki neden Konya’da çekilen videoda palmiyeler vardı? Konya’da palmiyenin işi ne?” dedim. “O videoyu internetten bulup sana gönderdim” dedi. Muhtemelen o beni aldattığı kişiyle buluştu çünkü o adam Fethiye’deydi. Ayrıca annesine gittiğinde makinası evdeydi. O güne kadar yaptığı bütün çekimler içindeydi ama Konya’daki çekimle alakalı tek foto yoktu. 1300 fotoyu tek tek inceledim, bana attığı fotolar bile yoktu. Sonuç olarak aldattığına eminim. O adam veya başka biri olma olasılığı çok yüksek. Tüm yaptıklarına rağmen yine de bana düşmanıymışım gibi “Seninle bu dünyada işim bitti öteki dünyada hesaplaşacağız” dedi. Belli ki beni hayatından tamamen attı, artık yeni kurbanının peşindeydi. “Her şeyi bildiğimi bil, artık yaptıklarınla baş başasın, bundan sonra ne yaşattıysan onu yaşayacaksın, kimin iyi olduğunu yaşayıp göreceğiz” dedim. Artık kendi yoluma gidiyorum.

Peki ben narsistik kişilik bozukluğunu nasıl öğrendim? Boşanma ile ilgili bir psikoloji üzerine kitap almıştım kendimi alıştırmak için. Bu terimi orada okudum, daha sonra sizin bloğunuza ulaştım. Artık her şeyin cevabını aldım. Birlikte 8 yılımı geçirdiğim insan nasıl da oynamış benimle, farkına vardım. Yavaş yavaş kendime gelmeye başlıyorum. Göz yumduğum şeylere dönüp bakıyor, “bunları nasıl kabul etmişim?, bu haksızlığı kendime nasıl yaptım?, kendimi nasıl bu kadar hiçe saydım?” diyorum. Sevildiğimi sanırken kandırılmışım. Bunca şeye rağmen mutlu olmaya çalışıp mutluyum sanmışım. Yazık. Fakat artık her şeyi biliyorum, farkındayım.   

Bir kaç güne kadar çektiğim acıların tarifi imkansızdı hala da öyle fakat gün geçtikçe hafifliyor sayenizde. Sağ olun iyi ki varsınız, insanlara yardım ediyorsunuz umarım benim de faydam dokunur ben taşları yerine oturttum. Yorum sizlere ait. Benim de hatalarım mutlaka vardır, şiddeti asla tasvip etmedim, yanlısı olmadım, elimden geleni yaptım. Çok şükür sonuç olarak vicdanım rahat, alnım açık, başım dik.

SONRAKİ HİKAYE

Yorumlar

  1. Oğlunuzun velayetini alabilmişsinizdir umarım. Uğraşmaktan vazgeçmeyin. Onun sağlıklı olan ebeveynin yanında daha çok bulunması önemli. Oğlunuzla mutlu olursunuz inşallah bundan sonra

    YanıtlaSil
  2. Hocam seni hertürlü yola sokmuş. Acil tevbe etmen lazım.

    YanıtlaSil
  3. insanı herkesin içinde inceden tahrik edip sorunlu olan sizmişsiniz gibi göstermeyi çok iyi beceriyorlar. bu grubu bulana kadar kendime hep bunu soruyordum ' ulan ben ne yaşadım?' şimdi biliyorum. izlerini silmek, yaralarını iyileştirmek çok zor. insan başkasınınkini okurken nasıl katlanmış diyebiliyor ama içinde yaşarken o minicik sevgi kırıntısı bile bir zaman sizi idare ettiriyor. narsistlerin manipüle ettiği kişilerin büyük çoğunluğunda olduğu gibi bende de bağlanma problemi vardı. sizi tebrik etmek istedim. kendinizi en kısa zamanda toparlamanız dileğiyle.

    YanıtlaSil
  4. ALLAH C.C. insanları ve cinleri kendisini ibadet etmek için yarattı.
    Imtihan için nefs diyen bir varlık yerleştirdi insanın içine.
    bu nefs terbiye edilmese herdaim kötülüğü emr eder.

    nefs ölümü hatırlamakla ve açlıklan terbiye edilinebilir.

    ALLAH C.C. nun emirlerine uymayan nefsini terbiye edemez.

    o yüzden haramları terk etmek ve farzları yerine getirmek lazim.

    En doğrusunu ALLAH C.C. bilir

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popular Posts

Narsist Yakınlarının Hikayeleri

Narsist Geri Döner Mi?

Narsistin Beni Sevmesini Nasıl Sağlarım?